KONSER Mİ? ERCİŞ’TE Mİ?

14 Mayıs 2012 12:48 / 1130 kez okundu!

 


İnsanların acılarına dair yazmak kolay iş değil. Acılarını körükleme cüretinde bulunmak hiç değil… Geçtiğimiz günlerde ilçemizde düzenlenen bir toplantıda önemli bir konuda dile gelenler, benim bu yazıyı yazmamı gerekli kıldı ne yazık ki..

Toplantı haziran ayında düzenlenecek olan, benim de sunumunu yapacağım İnci Kefali Festivaline dairdi. Festivalin seyri konusunda yapılacaklar ve hazırlıklar üzerine konuşuldu. 3 gün süresince aktiviteleri yürütecek olan sorumlu kadro da ordaydı haliyle. Konuşulup uzlaşıya varılması gereken konulardan biri de festivalin önemli aktivitelerinden olan konser programıydı. Katılımın önemli bir çoğunluğu, ilçemizde yaşanan felaketten dolayı konser verilmesinin doğru olmayacağını ifade ettiler. İnsanların yaşadığı can acısına, yakınlarını, evini barkını kaybetmiş insanların kederine saygı gösterilmesi gerektiğini de gerekçe olarak sundular. Bu tepkilerini de yazımın başlığıyla örtüşecek bir tavır içinde dile getirdiler. Haklılar, sonuna kadar hem de… Acıya saygı duymak lazım. Burada 7 ay önce yaşanan korkunç felaket herkesten çok şey götürdü. Acıların derin izleri kaldı üzerimizde. Sadece geçmişimize değil, geleceğimize de sonsuz ve derin bir keder olarak sindi o kötü gün… Bu, yalnızca bir kişinin değil, topyekün Erciş’in yaşadığı ortak bir acıydı. Öyle de kalacak. Millet olarak hırpalandık, yıkıldık, kaybettik ve sıkıntılarımızı, dertlerimizi göğüslemeye, yapabildiğimiz kadarıyla o kötü dönemden sıyrılmaya çalışıyoruz.

Fakat bunu yaşananların gölgesine sığınıp kederlenmekle atlatamayız. Kaybımız, kayıplarımız ne denli büyük olsa da kuytumuza sinip acının geçmesini bekleyemeyiz. Sanırım bu hayli zor olur. İnsanoğlu tabiatı gereği paylaşmaya, sevincini de üzüntüsünü de ortaklaşa yaşamaya mecbur olduğu için depremin izlerini de kendi gibi bu kaderi yaşayan insanlarla atlatmak zorunda. Bunun örneklerini gördük de zaten. Geçtiğimiz aylarda ilçemizdeki konteyner kentlerde sosyal ve sanatsal aktiviteler için ayrılmış olan kültür merkezi çadırlarında sayısız etkinlik düzenlendi. Bunların birkaçında ben ve birlikte çalıştığım insanlar da bizzat rol aldık. Konser programları bile düzenlendi defalarca… Ki etkinlikler devam ediyor. Hepsinde izlenimim şu oldu: İnsanlar sadece depremin kalıntılarından ibaret olmayan, geçmişlerindeki eksikliklerinin de uzantısı olan bir iştahla bu tür programlara müthiş şekilde ilgi gösterip, muhteşem bir açlık ve keyifle katılım gösteriyorlar. Seyredip alkışlıyorlar, kahkaha atıp beğenilerini dile getiriyorlar. Bir diğer izlenimim -ki beni hiçbir şey bu kadar mutlu edemedi- konteyner kentlerde yaşayan kırsal kesimin konserler, yarışmalar, tiyatro gösterileri vb. sosyal sanatsal aktivitelerle tanışmış olmasıydı. Kırsal kesim derken merkeze mesafesel uzaklığı sebebiyle zamanında bu tür aktivitelere katılmamış grubu kastediyorum. Çoluğunu çocuğunu, ev işlerini, hasta kayınvalidesini, tarlasını bahçesini bırakıp da gelememiş insanlar şimdilerde yanıbaşlarında olduğu için rahatlıkla saatler öncesinden gelip o günkü programda ne varsa merak ve ilgiyle izlemeye hazırlanıyorlar. Gözlerindeki coşkuyu görmelisiniz. Çoğu zaman sahnedeki etkinliği izlemek yerine dönüp seyirciyi izledim, onların gözlerine baktım. Fiziki yetersizliklerden ötürü sahneyi göremedikleri, sesi duyamadıkları, sahnede ne olup bittiğini anlamadıkları halde meraklı gözlerle pürdikkat takip etmeleri çok düşündürücü ve çok önemli bir ayrıntı bana göre. İnsanların sosyal aktivitelere belki de hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyduklarının kaçınılmaz ispatıdır bu. Bunu göz ardı edemeyiz. Konteyner kentlerde kültür merkezi çadırlarını hıncahınç dolduran ve bu aktiviteleri destekleyen insanların hiçbir şeylerini kaybetmemiş, deprem acısını yaşamamış, gamsız tasasız kesim olduğunu söyleyebilir misiniz? Onlar da tıpkı bizim gibi aynı acılardan geçtiler. Aynı kabusu yaşadılar. Şimdi yaralı ruhlarımıza merhem bulmak, hafızalarımıza kazınan kötü tablolardan kurtulmak zorundayız. Yaşamın başka türlü devam etmesi olanaksız. Yapmamız gereken toparlanmak ve bir daha böyle kadim acılarla sınanmamak için Mevla’ya dua etmek.

Fe stivalde düzenlenmesi bir ihtimal konser programı da acılarımıza neşter değil, bana kalırsa bir nebze olsun sarılması umuduyla yaralarımıza yollanacak merhemdir. Yas, insanoğlunun gülümsemesinden, neşesinden, sevincinden çok şey götürse de zaman denen mefhum hepsinin üzerine şefkatli perdesini çekmeyi bir şekilde başarıyor. Biz buna engel olamayız. Konser için kaale alınma kaygısı gütmeyen öneriler sunmak istiyorum kendimce. Şahsi olmakla beraber halkımızın nabzına uygun düşeceğini ve altını çizmek isterim ki toplumun ‘her kesim’ini memnun kılacağını umduğum birkaç isim bu etkinliğin hakkıyla yerine gelmesini sağlayacaktır. Halkımızın müzik ve sanat beğenisini de dikkate aldığımı hatırlatarak Sevcan Orhan, Kubat ve Aynur Doğan diyorum… Sevgiyle…

Gülşen Çağan

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
       Facebook'ta Paylaş       
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Üye Girişi
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Üye Ol / Şifremi Unuttum
Konuk Defteri
Üye İstatistikleri
Son Üye Weylok Azad
Toplam 367 Üye
Son Fotoğraf
5-18 Aralık İst. Tepe Nautilus Alış Veriş Merkezi Maviş köycük 12 Fenerbahçe Çay Evi Patikler - İsmet Tuınç Patikler - İsmet Tuınç Çelebibağı mezar taşlarından bir ayrıntı. Sabahattin Tuncer (1950-2017)
Finans
Alış Satış
EUR YTL YTL
USD YTL YTL
Spiritüalist