Kürtçülüğün Kâbesinden Türkçülüğün Kalesine: Ziya Gökalp

06 Nisan 2012 08:37 / 2522 kez okundu!

 

Türklük, hem mefkurem, hem de kanımdır:

Sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!

Türklük hadimine 'Türk değil! ' diyen

Soyca Türk olsa da 'piçtir', Türk değil!

[Ziya Gökalp]


Türk sekülerleşme tarihinde en çok öne çıkan isim şüphesiz Ziya Gökalp olmuştur. Gökalp bu şöhretini İslam’ı millî bilinci oluşturmanın aracı olarak yorumlamasına borçludur. “İthal ideolojiler”in temsilcisi çağdaşlarının bir adım ötesine geçen Gökalp kendi devrindeki dönüşümleri anlamlandırma girişimlerine katılmış, bu dönüşümleri aydınlığa kavuşturmuştur. Millet, ümmet, muasırlaşma gibi kavramlara yüklediği yeni anlamlar ve İslam’ı millî kültürün payandası yaparak muasır medeniyet ile ilişkilendirme çabaları onu cumhuriyet ideolojisinin önemli bir etkeni kılmıştır. Gökalp’in fikirlerinin “Avrupaî bir kılığa bürünmüş eski bir zihniyetin ürünleri” olduğunu iddia eden Uriel Heyd, onun “toplum, elitler ve lider anlayışının Atatürk’ün otoriter rejimine zemin hazırlamış olduğunu” söyler…

Diyarbekir’de görevli bir Türk Subayı olan Binbaşı Halit’in deyimiyle 1900lerin başında “Kürtçülüğün Kâbesi” olarak bilinen Diyarbekir’de doğmuş olan Ziya Gökalp’in, otoriter Türk milliyetçiliğini benimsemiş bir rejimin fikir babası olma süreci ilgilenenler için hep merak konusu olagelmiştir.

Kürd Teavün ve Terakkî Cemiyeti

1908 yılında II. Meşrutiyet ilan edilince, sürgünde bulunan meşrutiyet taraftarı Kürt aydınlardan bir kısmı İstanbul’a döner ve Kürt Teavün ve Terakkî Cemiyeti (KTTC) isimli bir dernek kurarlar. Anayasal bütünlük, kavimler arası eşitlik, adem-i merkeziyetçi yönetim, Kürtçe eğitim ve kültür hizmetlerinin önündeki engellerin kaldırılması gibi temel insan haklarını talep eden bu cemiyetin bir şubesi de Diyarbekir’de açılır. O dönemde Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) Türk ulusçu kimliği henüz belirgin olmadığından KTTC, yukarıda saylan taleplerin dışında kalan konularda İTC’nin programına dayanmayı kabul ettiğini açıklar.

KTTC’nin, Diyarbekir Müftüsü Subhi Efendi’nin başkanı olduğu Diyarbekir şubesi bir yıl sonra açılır. Açılış Diyarbekir Valisi ve Kumandanı, askerî amir ve subaylar, vilayetin ileri gelenleri ile bütün memurları, öğrenciler ve halkın yoğun katılımı ile gerçekleşir. İngiltere Konsolosluğuna göre bu sayı 13.000 civarındadır.

Aynı dönemde Diyarbekir’de ortaya çıkan bir başka dernek, daha önce gizli bir örgüt olarak faaliyet yürüten “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) Diyarbekir Şubesi” ismini taşımakta ve başında Mehmed Ziya Bey (Ziya Gökalp) bulunmaktadır. II. Meşrutiyet’in başlarında Ziya Gökalp’in KTTC ve Kürt siyasi oluşumları ile ilişkileri iyidir. KTTC’nin yayın organı olan Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi’nde (KTTG) Ziya Gökalp’in bir şiiri yayımlanmıştır…

Meşrutiyet’in ilanı Diyarbekir ve Kürdistan’ın genelinde olumlu bir atmosfer meydana getirir. Diyarbekir’de İTC yöneticileri ve Osmanlı zabitlerinin bir kısmı açıkça “artık okullarda Kürt dili ile öğrenim yapılacağını” ifade ederler. Diyarbekir Cezaevinden 79 kişinin tahliye edildiği gün yaptığı konuşmada Yüzbaşı Mazhar Efendi “… bundan böyle Kürtçe kitabların yazılacağını, Kürtçe gazetelerin neşrolunacağını, mekteblerde Kürt lisanıyla ilim ve ma’rifet öğretileceğini” söyler. Aynı konuşma Kürtçe olarak da Peymân Gazetesi imtiyaz sahibi Şükrü Efendi tarafından yapılır. Sonra bu konuşma Türkçe ve Kürtçe olarak Peymân Gazetesi’nde yayımlanır. Peymân’ı, Ziya Gökalp yönetmektedir ve Malmîsanij’a göre bu konuşma Ziya Gökalp’in kaleminden çıkmıştır. Kürdistan’da bir gazetede yayımlanan ilk Kürtçe yazı olan bu metin Ziya Gökalp’in, İTC’nin Selanik’teki kongresine katılmadan önceki son yazısıdır.

Ziya Gökalp’in o dönem Kürt ulusçuluğu ve Kürt ulusalcıları ile ilişkisini anlamak için iki önemli bilgi daha var. Birincisi; Ziya Gökalp’in dayısının oğlu Pirinççizade Feyzi 1909’da KTTG’ye yazdığı bir mektupta Kürt dili ile ilgili çalışmalardan bahseder. Mektup’ta Ziya Gökalp’in “on yıllık çalışmaları sonunda hazırladığı Kürtçe atasözleri ile dilbilgisini ve bir Kürtçe sözlüğü” yakında yayımlayacağı da yazılıdır. Bu bilgiyi doğrulayan başka bir bilgi de var, şöyle ki: Musa Anter Hatıralarım isimli kitabında, Halil Hayali’den aldığı dokümanın içinde Ziya Gökalp’in kendi eliyle yazdığı Kürtçe Gramer’in de bulunduğunu, fakat Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’nin başka belgelerle birlikte buna da el koyduğunu, sonra yakıldığının kendisine bildirildiğini anlatır.

Pirinççizade Feyzi’nin mektubunda Ziya Gökalp’in bu çalışmaları Hanili Salih Bey (Salih Begê Hênî) ile birlikte yürüttüğü de yazılıdır. Ziya Gökalp’in bir zamanlar en iyi arkadaşlarından olan ve bir müddet Maden müftülüğü de yapmış olan Salih Beg, daha sonra 1925 Kürt Ayaklanması’nda yakalanarak (Şeyh Said İsyanı) idam edilir. Kendisine “Kürt İstiklâli” fikrinin nereden geldiğini anlatırken, “Meşrutiyet devrinden önce Diyarbekir’de mukim oldukları sırada, sonradan Türk milliyetçisi olan şair ve mütefekkir bir zat (Ziya Gökalp) ve başka arkadaşlarla buluşup şiir, edebiyat, ilim muhasebelerinde bulunduklarını, bir gün Kürt şairlerden Ehmedê Xanî’nin şiirlerini okudukları sırada o zatın (Gökalp) ‘lisanı olan ve edebiyatı bulunan bir milletin neden istiklâli olmasın’ dediğini, Kürtlük için çalışmayı böylece kararlaştıdıklarını” söyler. Fakat birkaç sene sonra “Meşrutiyet inkılâbı olmuş, o zat Diyarbekir’den ayrılmış ve o fikri de bırakmış, ama Salih Beg fikrinde devam” etmiştir.

Ziya Gökalp’in dayısı ve şehrin en güçlü ailelerinden Pirinççizade Arif 1908’de Diyarbekir mebusu seçilir. Gökalp aynı seçimde Ergani Madeni sancağı için mebus adayı olur fakat seçimi muhaliflerden Hacı Niyazi kazanır. Ama Hacı Niyazi’nin mebusluğu kabul edilmez. Hacı Niyazi ve arkadaşları dindar, muhafazakâr ve İTC’ye karşıdırlar. Seçimin üzerinden çok geçmeden Hacı Niyazi ve arkadaşları, karşı tarafın ihbarı ile İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’ne sevk edilir ve “irtica (gericilik)” ile suçlanarak çeşitli cezalara çarptırılırlar.

Mevzuumuzla doğrudan alakalı olmasa da bir hususa değinmekte fayda var. Osmanlı Padişahı, 1919 yılında Ermeni tehciri ve katliamının suçlularını yargılamak üzere özel mahkemeler kurdurunca, Diyarbekirli Ziya Gökalp, Süleyman Nazif Pirinççizade Feyzi ve Zülfü de cezalandırılanlar arasında yer alır. Bu isimlerin hemen hepsi daha sonra Mustafa Kemal yönetimi ile işbirliği yapacaklardır. Başka bölgelerde olduğu gibi Diyarbekir’de de Ermeni katliamında rolü bulunan asker ve sivil yetkililer ile eşraf, ağa, bey vb. kişiler Kemalist hareket ortaya çıkınca bu harekete katılmış yahut destek olmuş, sonrasında da destek görmüşlerdir. Taner Akçam’a göre “Kuva-yı Milliye birliklerinin önemli bir kısmı Ermeni katliamlarını düzenleyen kişilerce kurulmuştur ve katliamları düzenleyen Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri Kuva-yı Milliye birliklerinin çekirdeğini oluşturmuştur.”

Gökalp ve arkadaşları İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkileri güçlendirdikçe Kürt hareketinden uzaklaşır, zamanla karşısında yer alırlar. Bu kopuşun başlangıcı Gökalp’in 1909’da İTC kongresine katılmasına denk gelmektedir. Gökalp bir yıl sonra yapılan kongrede merkez komitesine seçilerek iktidardaki partinin en yetkili yedi üyesinden biri olur. 1911’de İTC’nin genel merkezi olan Selanik’e yerleşir. Bundan sonra Türk ırkını ve Türk kanını yücelten yazılar kaleme alır, giderek Türkçülük ve Turancılığın ideologu olur.

Makaleyi Ziya Gökalp’in bir şiiri ile bitirelim…

Turan

Nabızlarımda vuran duygular ki tarihin

Birer derin sesidir, ben sahifelerde değil

Güzide, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın

Bütün zaferlerini kalbimin tanininde

Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil.


Sahifelerde değil, çünkü Atilla, Cengiz

Zaferle ırkımın tetviç eden bu nasiyeler,

O tozlu çerçevelerde, o iftira amiz

Muhit içinde görünmekte kirli, şermende;

Fakat şerefle numayan Sezar ve İskender!


Nabızlarımda evet, çünkü ilm için müphem

Kalan Oğuz Han'ı kalbim tanır tamamiyle

Damarlarımda yaşar şan-ü ihtişamiyle

Oğuz Han, işte budur gönlümü eden mülhem:


VATAN NE TÜRKİYEDİR TÜRKLERE, NE TÜRKİSTAN

VATAN, BÜYÜK VE MÜEBBET BİR ÜLKEDİR: TURAN


Kaynaklar ve Ek Okuma:


Akçam, Taner, Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu, İletişim Yayınları, 1993, İstanbul.

Davison, Andrew, Türkiye’de Sekülarizm ve Modernlik, Çev. Tuncay Birkan, 2. Baskı, İletişim Yayınları, 2006, İstanbul.

Malmîsanij, Yirminci Yüzyılın Başında Diyarbekir’de Kürt Ulusçuluğu (1900-1920), Vate Yayınları, 2010, İstanbul. Not: Konu hakkında Malmîsanij’ın diğer eserleri de önerilir.

Dündar, Fuat, Modern Türkiye’nin Şifresi: İttihat ve Terakki’nin Etnisite Mühendisliği (1913-1918), İletişim yayınları, 2008, İstanbul.

Reha Ruhavioğlu

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
       Facebook'ta Paylaş       
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Üye Girişi
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Üye Ol / Şifremi Unuttum
Konuk Defteri
Üye İstatistikleri
Son Üye Weylok Azad
Toplam 367 Üye
Son Fotoğraf
Özkan OLCAY Urartu\'dan kalan bağların son demleri Ulupamir el sanatları inci kefali festivali Osman Kendir
Finans
Alış Satış
EUR YTL YTL
USD YTL YTL
Spiritüalist