İslamcılık

07 Ağustos 2012 08:37 / 3779 kez okundu!

 


Siz bakmayın boy boy bayraklarımızın dalgalandığına, cilt cilt fikir üretmemize, Türkçülüğümüzün Türklere, Arapçılığımızın Araplara, Kürtçülüğümüzün Kürtlere ve de İslamcılığımızın Müslümanlara neler kaybettirdiğine, hatta batının egemenliğini nasıl pekiştirdiğine, can suyu gibi imdadına yetiştiğine bakın, o zaman ne demek istediğimi anlarsınız.

İslamcılık

Bir tarafta doktorasını “İslamcılık” üzerine yapmış Prof. Dr. Mümtezer Türköne, öbür tarafta deyim yerindeyse İslamcılığın kitabını yazmış, İslamcılık denince akla gelen birkaç isimden biri olan Ali Bulaç, İslamcılık üzerine bir tartışma başlattılar. Sosyolog Prof. Dr. Yasin Aktay, Dr. Necdet Subaşı ve İbrahim Kiras da tartışmaya bir ucundan katılıp görüşlerini ifade ettiler. Daha başkaları da. Okuyucuların (bir sen eksiktin!) dememeleri için hangi bağlamda konuya müdahil olduğumu açıklayayım da hariçten gazel okumuş durumuna düşmeyeyim.

Bendeniz Hint yarımadasından, İran’dan Arap mağribine kadar 19. yüzyıldan günümüze dek İslamcı düşünceyi şekillendiren onlarca yazarın kitabını tercüme ettim. Ayrıca kendimi bildim bileli İslamcı düşüncenin bir ferdiyim. Yani içeriden (itirafçı!) biri olarak konuşabilirim. Bir konuda konuşurken düşüncelerimi genel geçer ( bilimsel-batılı) kavramlar çerçevesinde sistematik olarak ifade edememek gibi de bir zaafım var peşinen belirteyim.

Bana göre meselenin özü şudur: O meşum aydınlanma ile birlikte eşyayı, hayatı ve insanı kültürel kodları doğrultusunda yeniden şekillendiren batılılar, dünyanın geri kalanını da kendi zihniyetlerine göre şekillendirmek üzere önce müsteşrik dediğimiz entelektüellerini gönderdiler. Bütün toplumları etnik, dini, tarihi, coğrafi özellikleriyle yeniden anlamlandırdılar, eskiye ait ne varsa hallaç pamuğu gibi savurdular ve dünyanın geri kalanını yeniden ürettiler.

Dünyanın batı dışında kalan kısmına ait hiçbir değer bu müdahaleden kurtulamadı. Sonra kendi zihniyetleri doğrultusunda devşirdikleri bu bilgiler ışığında ordularını gönderdiler. Yeraltı ve yer üstü bütün zenginlikleri talan ettiler. Ordularını görece çekmek zorunda kaldıklarında da bu uğursuz kumpasın saat gibi işlemesini sağlayacak bir sistem bıraktılar. Artık olup biten her şey bu sistem dahilinde bizzat o toplumların gönüllü çabalarıyla cereyan edecekti.

Aslında dünyanın geri kalanında genel geçer isimleri değiştirmediler, sadece o isimleri yeniden anlamlandırdılar ya da bizzat onların kendilerini batılı anlayışa göre anlamlandırmalarını sağlayacak bir zihniyet aşılaması gerçekleştirdiler. O saatten sonradır ki özellikle İslam aleminde hummalı bir kendini yeniden yorumlama, yeniden anlamlandırma, yeniden konumlandırma faaliyeti başladı. İslamcı, Türkçü, Kürtçü, Arapçı, Şiici, Sünnici olduk neticede.

Yerel iç dinamiklerin zorlamasıyla ortaya çıkan bir silkinme, bir diriliş hareketi olmadığı için de (bazıları isimlere bakıp öyle sanıyor) hakim batılı zihniyetin önceden hazırladığı entelektüel zemine yaslanmaktan başka da bir netice ortaya çıkamazdı doğal olarak. Diğer bir ifadeyle Müslümanlığımız, Türklüğümüz, Kürtlüğümüz, Araplığımız, Farslığımız, Sünniliğimiz, Şiiliğimiz ismen olduğu gibi duruyordu, ama bu kadim ve doğal kavramların içi batının zihin dünyasında şekillenmiş Hıristiyanlığın, Katolikliğin, Protestanlığın, İngilizliğin, Almanlığın, Fransızlığın yararına ve de onların işlevini görüyordu.

Onlar kendi tarihleri içinde birbirleriyle ne tür münasebetler kurmuşlarsa, biz de kültürümüzde, tarihimizde ve geleneksel zihin dünyamızda karşılığı olmayan bu anlayış doğrultusunda birbirimizi anlamlandırmaya başladık. Doğal olarak her netice onların çıkarına olacak şekilde belirginleşti. Yine bizim tarihimizde karşılığı olmayan sorunları içimize atarak, tecrübeyle bildikleri yakın ve uzun vadeli sonuçların belirginleşmesini beklemeye koyuldular.

Bu yüzden günümüzde ortaya çıkan her soruna ilişkin çözümlerin (!) ancak ve sadece onlardan gelmesi bir tesadüf değildir. İslamcı, Türkçü, Kürtçü, Arapçı, Şii, Sünni biz vuruşuyoruz, onlar artık hasat zamanı geldiğini anladıkları zaman gelip müdahale ediyorlar. Kendi tarihsel süreçlerini sistem olarak bize benimsettikleri için bugünden yüz yıl sonrasının değişimlerini öngörebilmektedirler çünkü. Bizzat onların yaşadıkları süreçlerden geçiyoruz, akıbetin nereye varacağını bilmeyecekler mi?. Peygamberimizin (s.a.v) “onları karış karış takip edecek girdikleri her deliğe gireceksiniz” buyurduğu gibi. Deliğe önceden giren orada ne olduğunu bilir haliyle.

Bu durum bir komplo teorisi ya da batıda gereğinden fazla bir güç vehmetmek değildir, bizzat eşyanın tabiatının gereğidir. Hatta “yeryüzüne salih kullarım varis olurlar” ayetinin de böyle bir anlam yönü vardır. Salih kelimesini değer üreten olarak anlamlandırabiliriz çünkü. Ekonomide piyasanın kurallarını üretim belirlemiyor mu? Bunun günümüze bakan yönü, sistem ve zihniyet anlamında değer üreten batının egemenliğinin kaçınılmazlığıdır.

Siz bakmayın boy boy bayraklarımızın dalgalandığına, cilt cilt fikir üretmemize, Türkçülüğümüzün Türklere, Arapçılığımızın Araplara, Kürtçülüğümüzün Kürtlere ve de İslamcılığımızın Müslümanlara neler kaybettirdiğine, hatta batının egemenliğini nasıl pekiştirdiğine, can suyu gibi imdadına yetiştiğine bakın, o zaman ne demek istediğimi anlarsınız.

Vakıa adımızla sanımızla sahnede bizler yer alıyoruz, ama senaryoyu hakim zihniyet yazmış. Onlar hasılat bakımından gişe rekorları kırarken bizlere de ölmeyecek kadar yetecek bir ücret düşünce kendimizi oyun kurucu sanıyoruz.

Mevlananın bambaşka bir bağlamda kullandığı bir benzetme var. Diyor ki: Aslında esen rüzgar bir tanedir. Fakat her varlık kendi kabiliyetine göre bu rüzgardan etkilenir. Toprak toz duman kaldırır, ağaç sallanır, deniz dalgalanır… bilmeyen de her birini başka bir rüzgar etkiliyor, ya da kendi kendine harekete geçmiş sanıyor.

Ayette boşuna mı denilmiş: “ayrılığa düşmeyin yoksa rüzgarınız gider”. Rüzgar kimse dünyayı o titretir. Dünyaya yeniden vahiy meltemlerini teneffüs ettirecek rüzgar olamayanların başka diyarlardan esen rüzgarın etkisiyle sağa sola savrulurken bunu aktif özne olmak şeklinde düşünmeleri ne hazin!

Vahdettin İnce

ince.vahdettin@gmail.com

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
       Facebook'ta Paylaş       
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Üye Girişi
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Üye Ol / Şifremi Unuttum
Konuk Defteri
Üye İstatistikleri
Son Üye Weylok Azad
Toplam 367 Üye
Son Fotoğraf
süphan dağı,krater gölü Orhan Gülle izzet kazancı 23.10.2011 Erciş Depremi İ.Tunç Hidroelektrik santrali bahçesinden Erciş - 2004 2 GENÇLERİ KAYNAŞTIRMA ADI ALTINDA HALISAHA  FUTBOL Osman Kendir
Finans
Alış Satış
EUR YTL YTL
USD YTL YTL
Spiritüalist