Kürdistan nedir-neredir?

09 Aralık 2013 00:52 / 2240 kez okundu!

 

 

"Benim büyüyüp yetiştiğim topraklarda ‘Kürt’ ve ‘Kürdistan’ kavramları son derece silikti. Her şey aşiretler ekseninde değerlendirilirdi. Bölgeler Hesenanlıların mıntıkası, Heyderanların mıntıkası vb. gibi isimlendirilirdi. Dil bile ‘Kurdî’ değil ‘Kurmancî’ veya ‘Dimilî’ idi."

---------------------*-------------------

Arabistanlı Lawrence filminde, Lawrence’in, Arap kabilelerini (Osmanlıya karşı) Araplık ve Arabistan bilinci etrafında toplamaya çalışırken bir Arap kabile reisi ile yaşadığı ilginç bir diyalog hatırlıyorum. Hatırladığım kadarıyla kabile reisi “Araplar dediğin kimlerdir, biz miyiz? Cubûriler mi? Nuceyfiler mi, Halidiler mi, Suudiler mi?!...Vatan benim aşiretimin hüküm sürdüğü topraklardır, Arabistan neresidir?” mealinde bir itirazda bulunuyordu. 

Bazen siyasal kavramlar senin anlam dünyan ya da anlama kapasiten kadar yer kaplarlar. Ya da isimler anlam itibariyle duruma ve konuma göre daralır, silikleşir ya da genişler ve belirginleşirler. O şartlarda bir Arap kabile reisi, kabilesinin yaşam alanı ötesinde büyük bir Arabistan’ı zihin dünyasında canlandıramazdı, tasavvur edemezdi. Araplık da olsa olsa kendi kabilesi çapında bir şeydi. Benim büyüyüp yetiştiğim topraklarda “Kürt” ve “Kürdistan” kavramları son derece silikti. Her şey aşiretler ekseninde değerlendirilirdi. Bölgeler Hesenanlıların mıntıkası, Heyderanların mıntıkası...vb. gibi isimlendirilirdi. Dil bile “Kurdî” değil “Kurmancî” veya “Dimilî” idi. Sonra büyüyüp siyaset ve edebiyat gibi daha geniş anlam dünyalarıyla tanışınca “Kürt” ve “Kürdistan” kavramları belirginleşmeye, ön plana çıkmaya başladı. Ama yine kadim algının izlerini taşıyarak. Yani Kürtlerin anlam dünyası artık elli altmış sene öncesine kadar etkin olan kabile dünyasına özgü değilse de hala Kürdistan coğrafi ve kültürel bir diyardır, tıpkı Türkistan dendiği zaman coğrafi ve kültürel bir bölgenin kast ediliyor olması gibi. Bu süreçte farkına vardığım bir diğer şey de her zaman devlet etrafında örgütlenebilmiş, dolayısıyla siyasal ve literal anlamda daha geniş bir ufka sahip Türkler ile kabile etrafında örgütlenmiş Kürtler nezdinde “Kürdistan”ın farklı algılar uyandırması dolayısıyla farklı tepkilere yol açmasıydı.

Neden ‘Kürdinsan’ dedim...

“Kürdinsan” adıyla yazdığım kitaptan dolayı gelen tepkiler, bana “Kürdistan” isminin bu iki farklı algı bağlamında nasıl travmatik bir etki bıraktığını bir kez daha hatırlatmıştı. Bazı Kürtler “Kürdistan dememek için bu ismi koydun” diye beni eleştiriyorlardı, kitabın içinde kaç kere “Kürdistan” kelimesinin geçtiğine bakmadan. Bazı Türkler de “Okuyucuya “Kürdistan” dedirtmek için kurnazca bir isimlendirme yapmışsın” diye hoşnutsuzluklarını ifade ediyorlardı. Oysa benim yapmak istediğim şey, “Kürdistan” sembolü üzerinden yürütülen kanlı kavganın “insan” unsuru bağlamında açtığı derin ve travmatik yaralara dikkat çekmekti; bazı Kürtlerin sandığı gibi “Kürdistan” dememek için “kırk takla atmak” gibi bir tutum içinde olmadan ya da bazı Türklerin zannettiği gibi de kurnazca bir kelime oyunuyla “Kürdistan” kelimesini insanların aklına sokmayı amaçlayan bir yaklaşım içinde olmadan. Tamamen insani ve insana odaklanan bir kitap yazmıştım. Demek ki “Kürdinsan”ın akışı içinde kullandığım “Kürdistan” ifadesi, artık siyasallaşan bazı Kürtlerin alıştığı tadı vermiyordu. Ve yine aklı devlet odaklı çalışan bazı Türkler de “Kürdistan”ı ya da onu çağrıştıran bir başka ismi duyunca ürkütücü algının kokusunu alıyorlardı.

İblis’in ad koyma yeteneği

Irak-Kürdistan bölgesi başkanı Mesud Barzani’nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Diyarbakır’a yaptığı son ziyaret sırasında Başbakanın birkaç kere “Kürdistan” demesi neredeyse benim adlandırmama benzer bir tartışma başlatmışa ve bir kez daha devlet merkezli düşünen Türk algısı ile aşiret merkezli düşünmenin kıskacından henüz kurtulan Kürt algısı arasında olagelen çelişkiyi gün yüzüne çıkarmışa benziyor. Günlerdir “demeli miydi”, “niye dedi”, “ iyi ki dedi...” tadında tartışmalar yapılıyor ve yine söylediğim gibi “Kürdistan” isminin ürpertici etkisini de gözler önüne sererek. Bir ad koyma kavgasına tanık oluyorduk. Zaten bütün hayatımız bir ad koyma sürecidir. Ya da var olan bir adı herkes meşrebine göre anlamlandırır.

İnsan olarak bizim en önemli özelliğimiz varlıklara ad koyma yeteneğine sahip olmamızdır (Kur’an’da Adem’e bütün isimlerin öğretildiğine ilişkin o metafizik sahneyi hatırlayın).  O sahneden anladığımız kadarıyla İblis’in de ad koyma yeteneği vardır ve bu ad koyma insandaki gibi varlığa değer katan, değer üreten bir adlandırma yeteneği değildir. Yine bildiğimiz gibi İblis’in insanı bu bağlamda da etkileme özelliği vardır. İnsanı yıkıcı, ifsat edici, değersizleştirici adlandırmalara zorlar.  O yüzden hayat, varlıklara doğru ad koyanlarla yanlış ad koyanların mücadelesinden ibarettir. 

Bir ad olarak Kürdistan, Kürt-istan (istaden/durmak fiilinden) ya da Kürt-stan (standen/almak fiilinden) kelimelerinin terkibinden ibarettir (Bu, diğer bütün “istan”lar için de geçerlidir, Ermenistan, Arabistan, Bulgaristan...gibi). İlkine göre Kürtlerin durdukları, yaşadıkları yer, ikincisine göre Kürtlerin aldıkları yer anlamına gelir. Kürtler bir varlık olarak boşlukta bir yer kapladıklarına ya da bir yerleri aldıklarına göre bir “istan”ları da var ya da “stan”ları. Dolayısıyla varoluşsal, doğru ve insani adlandırma Kürtlerin yaşadıkları yere “Kürdistan” demektir. Modern, değersizleştirici, yıkıcı adlandırmanın etkisinde kalınan seksen senelik süreci bir kenara bırakırsak Kürdistan bağlamında Türk tarihi bir doğru adlandırma tarihidir.

Bu gün “Kürdistan” adını duyunca tüyleri diken diken olan bazı kesimler biryana Türklerle bu isim arasında ilginç bir ilişki var. Denebilir ki resmi bağlamda “Kürdistan” adlandırması Türklerin bu coğrafyada sahne almalarıyla birlikte gündeme gelmiştir veya gündemin ön sıralarına yükselmiştir. Rahatlıkla diyebiliriz ki resmi düzlemde “Kürdistan” adlandırması Türk patentlidir.  Nitekim “Kürdistan Bölgesi Başkanı” Mesud Barzani’inin bu sıfatı, Diyarbakır’da Türkiye Başbakanı tarafından resmen telaffuz edilince adeta resmi meşruiyet sürecini tamamlamış oldu. Resmi düzlemde “Kürdistan”ın bir Türk adlandırması olduğunu ayrıntılı ve örnekleriyle ortaya koymadan önce şunu belirtmeliyim ki resmi düzlemde değilse de Kürtler arasında bu adlandırma sosyolojik olarak hep vardı. Eksik olan şey, toplumsal örgütlenmelerini devlet düzeyine çıkaramadıkları için kendi adlandırmaları da belirginlik kazanmamıştı. Mesela altmışlı yıllarda bizim bölgede “Kürdistan” aşiret anlam dünyasına uygun olarak bilinmekle birlikte telaffuz edilmesi yasaktı. Bu yüzden günlük konuşmada hiç geçmezdi. Bunun yerine “Welatê Serhedê” (Serhat memleketi) denirdi. Ama herkes de bununla “Kürdistan”ın kast edildiğini bilirdi. Özellikle Dengbêjler bu ifadeyi kullanırdı. Buna karşılık daha politik olan bazı sanatçılar ise “Gulîstan” (Güller ülkesi) demeyi yeğlerdi. Bir dengbêjın “Kürdistan” dediğini ilk defa 1976 yılında duymuştum. O yıl Çaldıran depremi meydana gelmişti. Van, Erciş, Muradiye, Çaldıran...büyük hasar görmüştü. Nûroyê Meter adlı dengbêj “Erdhejekê li me çêbû li Welatê Kurdistanê...” (Bir deprem yaşadık Kürdistan memleketinde...) diye başlayan çok dokunaklı bir ağıt yakmıştı. Kasetleri elden ele dolaşıyordu. Bizim köylüler bu ağıtı dinler ve depremi yeniden yaşarmış gibi gözyaşına boğulurlardı.

Kürdistan adını kim koydu?

Gelelim resmi bir adlandırma olarak “Kürdistan”ın Türk patentli bir isimlendirme oluşuna.   

Kaşgarlı Mahmud’un “Divanu lugati’t Turk” adlı eserinin orijinal arka kapağında bir harita yer alır ve bu haritada Arapça “erdu’l ermen”, “erdu’l azer”, erdu’l arab ve “erdu’r Rum” şeklinde isimlendirilen bölgelerin tam ortasında “erdu’l ekrad” diye bugün Kürtlerin yaşadığı coğrafya gösterilir. Bunun Türkçeye tercümesi “Kürdistan”dır.

Selçuklu Sultanı Sencer’in devlet yönetim sisteminde bir idari yapı olarak “Kürdistan” diye bir eyalet vardır (Bazıları bu idari yapının sınırlarını daraltmak maksadıyla “İran’ın batı bölgesinde kurulmuştur” diyorlar, doğal olarak bugünkü İran’ı kast ederek. Oysa o yapının oluşturulduğu tarihlerde İran’ın sınırı fırata kadar dayanıyordu). Büyük Selçuklu devletinin dağılmasından sonra kurulan devletlerden biri de “Kürdistan Selçukluları”dır(bir diğer adı da Atabegler. Türk olan Atabegler kendilerine Kürdistan Selçukluları diyordu).  İran edebiyat tarihinde “Sebk-i Selaciqe-ı Kordestan” (Kürdistan Selçukluları edebi üslubu) diye bir alan var.

Kürdistan haritasını en detaylı ve bugünkü gerçekliğe en yakın şekilde tasvir eden de yine bir Türk olan Evliya Çelebidir. Seyahatnamesinde Kürdistan’ı “Büyük ülkedir. Bir ucu Erzurum, Van diyarlarından Hakkari, Cizre, İmadiye, Musul, Şehrizor, Harir, Erdelan, Derne, Derteng’i de içererek Basra’ya kadar yetmiş konak mesafe sayılır. Arap Irak’ı ile Osmanlı arasında bu yüksek dağlar içinde altı bin adet Kürt aşiret ve kabilesi yaşar (...)Doğu tarafında İran sınırında Harir ve Erdelan’dan Şam toprağına ve Irak-ı Arap toprağına yani Haleb’e kadar uzanır (...) Ama bu Kürdistan’ın eni, boyu gibi geniş değildir...”şeklinde tasvir eder.

Kürdistan’ın Sultanı, Kanuni

Osmanlı’da Selçuklu devletindeki gibi bir idari yapı değilse de resmi söyleminde “Kürdistan” adlandırması sıklıkla kullanılmıştır.

Mesela hepimizin bildiği gibi Kanuni Sultan Süleyman, Fransa kralına gönderdiği mektupta “Kürdistan”ın da sultanı olmakla övünür.

Osmanlıda bir idari yapı olarak Tanzimat’tan 8 yıl sonra, 1847’de merkezi önce Ahlat, sonra da Diyarbakır olmak üzere bir “Eyalet-i Kürdistan” kurulmuştur. 20 yıl sonra bir idari yapı olarak ortadan kaldırılsa da bir coğrafi bölge olarak her zaman çeşitli münasebetlerle zikredilmiştir.

Tarihsel algı ve realite böyle şekillenirken siyasal yapılanmanın da buna göre biçimlenmesi varlıklara doğru ad koyma ilkesinin bir gereğidir. Başbakan’ın son açılımı Türkiye’nin büyük ölçüde doğru adlandırmanın sahnesi olan tarihiyle yüzleştiğini ve yeni sürecin bu yüzleşme doğrultusunda şekilleneceğini gösteriyor.

Bu yüzden “Kürdistan” artık özgürdür, çünkü Türk aklı prangalarından kurtulmuştur. 

Vahdettin İnce - Star 

ince.vahdettin@gmail.com

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
       Facebook'ta Paylaş       
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Üye Girişi
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Üye Ol / Şifremi Unuttum
Konuk Defteri
Üye İstatistikleri
Son Üye Malatyalı
Toplam 362 Üye
Son Fotoğraf
23.10.2011 Erciş Depremi İ.Tunç Eski Erciş Kalesi yükselen göl sularında yitmiş erdem ipek ve 4-5. sınıf aşağıdan bakınca yüksek kayalar BURSADA `Kİ ERCİŞLİ`LER 2010 PİKNİK ŞÖLENİ Kaymakam Kurtoğlu gecenin sonunda konuşma yaparken 2 Ruhi Konak - Ali Alizade miras Osman Kendir
Finans
Alış Satış
EUR YTL YTL
USD YTL YTL
Spiritüalist