‘KIŞ’LAR DA AĞLAR

26 Kasım 2011 10:13 / 1564 kez okundu!

 


"Depremin korkularımızda bu denli yer edinmesinin sebebi haber vermeden gelip bize felaketin sürprizini yapması. Ne trafik kazasına benziyor, ne yangına, ne sel baskınına. Ruhumuzda, beynimizde onulmaz acılar, kalıcı izler bıraktı. Balığın sırtındaki zıpkın acısı gibi… Tarifi mümkünatsız ipince bir yara…"

------------------*------------------
Söze başlamak can acıtır mı? Sözün acziyetini, kelimelerin bazen izaha yetmeyeceğini anladığım yerdeyim. Geçmiş gibi görünen, aslında hiç geçmeyecek olan bir felaketi tarif için cümleleri bir araya getirmeye çalışmanın ne denli can yaktığını Erciş’te 7.2 ile öğrendim. Hayatın normal akışında seyrettiği güneşli ve durgun bir Pazar günü sessizce, sedasızca evlerimize, oturduğumuz kafelere, yürüdüğümüz kaldırımlara davetsiz buyuran dehşetin adıydı deprem. 

Bir de fiziksel tarifi var: İnsanlar beton, biriket ve taş yığınlarının altında ezilerek, kırılarak, kanayarak can verdi. Kaybettik onları. Güzel yüreklerine bir ‘güle güle’ dahi iliştiremediğimiz onlar, sessizce bir ‘hoşça kal’ ile gittiler bizden. Katil kılıklı göçüklere birer, ikişer… teslim ettik onları. 

Şimdi… Geride kalanlar olarak yaşamaya yeniden alışmaya mecburuz. Evet, başarmaya çalıştığımız eylem tam da bu. Yaşamaya yeniden alışmak. Her gün aldığımız ve kıymetini asla idrak edemeyeceğimiz nefesten aynı tadı almayı öğrenmemiz çok uzun zaman alacak. Fakat dedim ya, yaşamaya yeniden alışmaya mecburuz. Eğer deprem hasarlı ruhlarımızı, yaralı kalplerimizi tamir için zamana müsade ederse…

Depremin korkularımızda bu denli yer edinmesinin sebebi haber vermeden gelip bize felaketin sürprizini yapması. Ne trafik kazasına benziyor, ne yangına, ne sel baskınına. Ruhumuzda, beynimizde onulmaz acılar, kalıcı izler bıraktı. Balığın sırtındaki zıpkın acısı gibi… Tarifi mümkünatsız ipince bir yara… Ve o yaradan kayda aldığımız binlerce heybe dolusu hatıra:

İlk günlerdi. Çadırdaki yatağıma korkularımla koyun koyuna girmeyi başardığım gecenin ertesi günü başlatılan çalışmalara dahil oldum. Özel eğitim kurumumuzun imtiyaz sahibi, servis görevlileri ve eğitim kadromuz ilk günden kardeş olduğumuzu hissettiren Kimse Yok mu Derneği’nin dağıtım organizesinde gönüllü görev alarak imdat çağrılarına yanıt vermeye çabalıyordu.  Gittiğimiz evlerin birine gıda-giyim kolisi bırakmak istemiş; fakat evde kimse olmadığından, bahçede de çadır görmediğimizden geri dönmeye hazırlanıyorduk. Bahçenin bir köşesinde 1 m. Yüksekliğinde muşamba bir brandanın kımıldamakta olduğunu fark ettim. İçerdekinin, soğuktan korunmaya çalışan bir köpek olabileceğini düşünerek, yine de emin olmak amacıyla gidip brandayı açtım. Brandaya değmesin diye kafasını eğmiş halde oturan, kucağında bir, etrafında da üç yavrusuyla donuk ve acı gözlerle bakınan bir anne vardı. Dernek görevlileri mevcut kolilerden bıraktılar ona. Umutsuzluğun ve acının rengini o gün o annenin yüzü öğretti bize. Başını, başa gelene şikayetsiz eğerek kadere rızanın adıydı anne olmak. Depremle öğrendik.

Kurumumuzun sahibi ağabeyin, ihtiyaç tespiti sırasında rastladığı bir anne kucağında iki çocuğuyla keskin kış ayazında tir tir titriyor. Çocukların üzeri örtülü ama anne çok üşüyor. Ağabey: Arabada süt, mama ve çocuk bezi var deyip biraz duraksadıktan sonra battaniye de var diye ekliyor. Kadın, ağabeyin aktardığı süt, mama ve bez ile battaniye seçenekleri arasında bir seçim yapması gerektiğini zannederek cevap veriyor titrek dudaklarından dökülen cümleyle: Süt, mama ve bez verin. Kucağında korumaya çalıştığı yavruların karnını doyurmanın kendi üşüyen bedenini korumaktan önce geldiğini yine deprem öğretti bize. 

Mesai arkadaşlarımızdan Serap sormuştu bir ara: Canımızın yandığı o ilk gece dışarıda kalmış olsak da üzerimizde yorganlarımız vardı. Sadece az üşüyorduk. Fakat aynı gece göçük altında canlarımız can çekişiyordu. Serap, göçük altındakiler can çekişirken uykuya dalmayı o kardeşlerimize ihanet sayıyordu. Onları beton örtüyordu, bizi yorgan. Sahi, o gece evlerimizin bahçesinde yorganın altında Rabb’e el açmış halde bu kapkara ve zifir kabusun bir an önce bitmesini dilerken taş ve toprak yığınları altında nefes almaya çalışanlara çok mu hayırsızlık ettik? Ne garip şey aynı saniyede, aynı dakikada din kardeşin, komşun, annen, çocuğun göçük altında nefessiz iken nefes almak. Şükrü acı şekilde hatırlamanın adıydı deprem. Bahşedilenlere şükür demeye ömrün yetmeyeceğini idrakin adıydı. Öğrendik. 

Güzel insan Dr. Senai Demirci hocamız, oğlu Furkan’ın ‘baba, hadi biz de gidelim kardeşlerimize’ davetini hayata geçirmek adına yanına Erciş’te bırakmak üzere yüreğini de alarak gelenler arasındaydı. Hiç eksik etmediği tebessümü, çadır çadır gezerek okşadığı çocuklara şifa gibi geldi. Çadırkentlerden birinin önünden geçerken ‘Hocam bakar mısınız, insanlar bir arada yaşıyorlar. Günlük hayatta birbirini tanımayan, görmeyen, yaşantıları birbirine çok uzak insanlar burada bir arada yaşamayı, komşuluğun, samimiyetin sıcaklığını kalplerinde hissetmeyi öğreniyorlar. Hem de böylesi günlerde. Çadırkent küçük bir köy gibi görünüyor dediğimde, o gül yürekli beyefendi dimağımıza kazınacak olan güzelim cümleyi sarfeyledi: Kriz gelince kardeşlik birbirini bulur. 

Yok olmaya yüz tutmuş insani vasıflarımızın, sıcak komşuluk ilişkilerinin can çekişirken yeniden hayat bulmasının adıydı deprem. Onu da depremle öğrendik. 

İnsanoğlu bu. Nisyan ne yazık ki ona mahsus. Geçmişin hatalarından ibret almayıp, aynı yanılgıları defalarca yaşayıp, aynı yanlışlarla ne yazık ki yine kendini cezalandırıyor. Tarih kadim acılarla bizi defalarca sınadı; fakat bunun sorumlusu da büyük ölçüde yine bizdik. İnsan, kendi yanlışlarıyla kendi yolunu kendi mi çiziyor ne? Ne diyordu o yüce gönüllü: Kader yolun tamamını değil yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir fakat dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. İnsanoğlu, depremin acı bilançosundan ne yazık ki sorumluydu; yine depremle öğrendik. 

Duymuşsunuzdur şu öyküyü: Çocuk bütün hafta boyunca Pazar gününün gelmesini bekler. Babası söz verdiği gibi onu çocuk parkına götürecektir. Neşele babasına yaklaşarak sorar: Baba, yarın parka gidiyoruz değil mi? Babanın canı sıkılır bu soruya. Haftanın yorgunluğunu evde ayak uzatarak atmayı düşünen baba ne yapsam da parka gitmekten vazgeçirsem diye düşünürken gazetenin promosyon olarak verdiği dünya haritasına takılır gözü. Haritayı alıp yırtar, küçük parçalara böler. Sonra keyifle çocuğa uzatarak ‘ Al bakalım bu dünya haritasını eski haline getirebilirsen söz seni parka götüreceğim’ der. Sonra da ‘nasılsa bunu asla başaramayacak diye düşünüp keyifle gazetesini okumaya başlar. Çocuk bir dakika sonra odasından çıkıp haritayı babasına uzatır. ‘Al babacım yaptım’ der. Baba hayretle çekip alır haritayı çocuğun elinden. Şaşkınlık içinde sorar: Bunu nasıl başardın? Çocuk cevap verir:

Bana verdiğin haritanın arka yüzünde bir insan resmi vardı. İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ.

Hüzünle…

Gülşen Çağan

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
       Facebook'ta Paylaş       
Yorumlar
01 Aralık 2011 18:06

sinanysk

GERCEKTEN YERİNDE VE ZAMANINDA YAZILMIŞ YAZI.KEŞKE SİZE BUNLARI YAZDIRACAK O DEPREMİ HİÇ YAŞAMASAYDIKK...ALLAH HERKESİN YARDIMCISI OLSUNN .SAYGILARR.
01 Aralık 2011 18:01

sinanysk

gercekten yazınız yerinde ve cok dokunuklıı yazılmışş.ellerinize sağlık.saygılar....
27 Kasım 2011 12:08

haci

   Gulsen hanim size nasil tesekkur edecegimi bilmiyorum ama sunuda ictenlikle soyluyorum; bu paha bicilmez paylasiminizi azar azar ancak yarisini okuyabildim cunku hepsini okuyabilecek gucu kendimde bulamadim. kalan yarisini sanirim yarina birakacagim..tesekkurler ve iyi ki Varsiniz....

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Üye Girişi
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Üye Ol / Şifremi Unuttum
Konuk Defteri
Üye İstatistikleri
Son Üye Weylok Azad
Toplam 367 Üye
Son Fotoğraf
Hakkari stelleri-Van müzesi Orhan Gülle Adır adası Van'ın yeni yeri belli oluyor, ya Erciş nereye? pilaketle emekler odenmez ama zohrap abiye pilaket Edremit depreminden- 09-11-2022 Sabahattin Tuncer (1950-2017)
Finans
Alış Satış
EUR YTL YTL
USD YTL YTL
Spiritüalist